Ünlü paylaşım ve arkadaşlık sitelerinden kız tavlama yarışına giren yurdum gençleri ülke gerçekleri ile ne kadar ilgilenir bilmem ama Atatürk, Gençliğe Hitabesi’ni yazarken sanırım bugünleri kastediyordu...
Bu ülkede neredeyse bir yıldır tek bir konu konuşuluyor; o da darbe…
Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Balyoz, Ergenekon vs…
Tüm bu girişimlerin sorumlusu olarak gösterilen tek bir kurum var, O da TSK.
Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını sağlamakla görevli ordu…
Her ne yana baksak, ordu içerisindeki yapılaşmaların, sivil otorite için birer tehdit olduğunu söylüyor yazarlar çizerler. Bazı komutanlar hedef gösterilirken, kasaptaki ete soğan doğramayan komutanlara övgüler yağdırılıyor…
Garip bir Coğrafyada yaşıyoruz.
1938’den sonra doğranan demokrasi, sanki varmış gibi bugün korumaya alınıyor.
1938’den sonra Atatürk politikalarını yeniden yorumlama zihniyeti ile başlayan süreç; 1969, 1972, 1980’de üç kuşağın ırzına geçilmesi ile devam etti. Çok bilen, çok yaşayacaklarını zanneden, yaşadıkları nefesin saniyesine bile hükmedemeyenler, yaşadıkları topraklarda hiç ölmeyecekmiş gibi firavunlaştı…
Bazıları soruyor kendi köşelerinden. Bu darbe iddiasına nereden, nasıl, ne şekilde inanalım diye. Bugün inanan büyük bir kesimin inancının, Adnan Menderes’ten kalma olduğuna inanıyorum. Ordu içindeki cuntacıların darbe yapacağı haberine inanmayan, ‘halk isterse şeriatı bile getirir’ diyerek yanılgıya düşen bir başbakanın sandalyesine tekme atıldığı günden kalma bu inanç.
Olmayan bir demokrasiyi koruma sadece bizim ülkeye has bir özellik mi?
Bilmiyorum…
Ortaya çıkarıldığı düşünülen darbe planlarını soruşturan savcılar çok şükür ki günümüzde var ve görevlerini başarı ile yürütüyorlar varsayalım. Soruşturma ve yargılamaların da sonu ne olur şimdilik meçhul... Darbe iddialarının ‘doğru’ ya da ‘yalan’ olduğu bir şekilde ortaya çıkacak; ya da bir yere kadar gelindikten sonra darbe iddiaları ait olduğu yere, yani ‘devlet sırrı’na gömülecek.
Peki, 12 Eylül 1980 tarihinden bu yana bu ülke gençlerinin kafasına indirilen ‘balyoz’ların hesabı kime sorulacak? O güne kadar türban sorunu yokken, o günden sonra türeyen ‘solcu’ , ‘ülkücü’, ‘şeriatçı’, ‘laik’, ‘Türk’, ‘Kürt’ kavramının esas sahiplerini kim, nasıl yargılayacak?
Kulağını tersten kaşıyan bir ülke olmanın ülke gençlerinde yaşattığı travma bu olsa gerek. O günlerde öldürülen demokrasinin katillerini, yargılamaya 12 Eylül’den sonra başlasak olmaz mıydı?
Ülkenin bağımsızlığını isteyen gençler yerine, idamla yargılanan 12 Eylül’ün baş aktörleri olsaydı bugün bu ülkede terör sorunu, türban sorunu, YÖK sorunu, hukuk sorunu, demokrasi sorunu, dış politika sorunu, ekonomi sorunu, siyaset sorunu, anayasa sorunu olur muydu?
Ünlü paylaşım ve arkadaşlık sitelerinden kız tavlama yarışına giren, okumayan, yorumlamayan, sorgulamayan, işsiz bırakılmaya mahkum, okutulmasına sadece ama sadece saf dini inancı yüzünden karşı çıkılan, üniversitesi haram edilen, binlerce genci yok yere şehit edilen, doğusunda ayrı, batısında ayrı muameleye tabi tutulan gençlerin başına indirilen ‘balyoz’un hesabı o günlerde yapılabilseydi; bugün darbeler sadece tarih kitaplarında ibret olsun diye çocuklarımıza okutuluyor olacaktı.
Yazık…
Bu ülkenin masum gençleri kaderlerine terk edildikçe, her şeyden yoksun bırakıldıkça, öldürüldükçe senaryoların sadece adı değişecek, kaybeden Türkiye olacak!