Yıllar yılı "tam bağımsız" yaşam hayali sürme uğraşısındaki zihinlerin iç dünyalarına hapsedildiği bir ülke düşünün. Yaşam ve ekmek kaygısındaki üniversiteli gençlerin maden ocaklarına girebilmek için sırtında odunla ter döktüğü bir ülke…
Bir ülke düşünün…
"Yaşam standardı" kavramının yerlerde süpürüldüğü, vatan savunmasındaki gençlerin "boşuna öldüler" fikrine alıştırıldığı, tarım ve hayvancılığın genetik bozulmaya uğradığı bir ülke düşünün!
Ekonomideki gidişatın nerede olduğundan "can kaygısı" yüzünden haberdar olmayan sevgili halkımızı gelecek günlerde çok zorlu günler bekliyor.
Neden mi?
Çünkü…
Maliye Bakanlığı"nın verilerine göre, 2008'in ilk 10 ayında 4 milyar 887 milyon lira olan bütçe açığı, bu yıl 43 milyar 232 milyon liraya yükselerek kendi çapında yeni bir rekor kırdı. Bütçe açığı, geçen yıla oranla %784,1 arttı. Büyük bir ihtimalle bu artışı en aza indirmeye çalışacak hükümet, yeni zamlara sarılacak.
Böylelikle biz Kürt açılımı, Ermeni açılımı gibi yeni siyasi manevralar ile meşgul olurken, açılımların "en babası" ekonomiden gelmiş oldu.
Sadece bu mu?
Hayır.
TÜİK"in üçer aylık dönemler itibariyle her ay açıkladığı “Hane Halkı İşgücü Araştırması”na göre ise, işsizlerin rakamı aynı yıla oranla ciddi bir artış gösterdi. Aynı yıla oranla 927 bin kişi daha işsizler kadrosuna katılmış oldu. Toplam işsizlerin sayısı ise 3 milyon bin kişi…
Gelelim tarımda yaşanan gelişmelere…
Türkiye"de bazı yerli tarım ürünlerinin yurt içi talebi karşılamamasından dolayı yurt dışından ithal edilen tarım ürünlerinde genetik bozukluğu tespit edildi. Yani genetiği değiştirilmiş ürünler Türkiye"de artış gösterdi. Türkçe konuşursak, tarım alanlarının birer birer para fonlarına kurban edilmesinin bedelini doğmamış bebekten ölmeye yakın yaştaki vatandaşımıza kadar hepimiz ödeyeceğiz. Çünkü uzmanların yaptığı açıklamaya göre, GDO"lu ürünler; başta kanser olmak üzere birçok hastalıkları üzerinde barındırıyor.
Yıllar yılı "tam bağımsız" yaşam hayali sürme uğraşısındaki zihinlerin iç dünyalarına hapsedildiği bir ülke düşünün. Anne ve babaların evlatlarına iş bulması için dua ettiği, sırtını dayısına yaslayanların "babalar" gibi geçindiği bir ülke…
Bir ülke düşünün…
Geçim standartlarının ayyuka çıktığı bir dönemde, bir çocukla bile zar zor yaşayan çekirdek ailelere "üç çocuk yapın" diyen bir başbakan düşünün…
Bir ülke düşünün…
Anaokulundan liseye kadar eğitim sisteminin darma duman edildiği, okuyan gençlerin açıkta kaldığı, okuma şanslarını siyasi rantlara kurban veren bir ülkenin öğrencilerini düşünün…
Şimdi soruyorum…
Bu ülkenin tek sorunu Kürt Sorunu mu?