Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
1.3 Başkalarına Uygunluk Dönemi
Bu dönemde çocuğun ahlâkî davranışı, büyük ölçüde otoriteye bağlıdır. Çocuk otoriteye saygısından, yetişkinlerin kurallarının kutsal, değişmez şeyler olduğunu düşünür. Ahlâkî hata, yetişkinlerin kuralları ve tepkileri çerçevesinde tanımlanır. Büyüklerin cezalandırdığı davranışlar yanlıştır. Görev, otoriteye itaat olarak anlaşılır. Çocuk, anne babası, öğretmeni gibi büyüklerin davranışlarını kusursuz ve onları her şeyi bilen kişiler olarak kabul eder. Dolayısıyla iyi davranış büyükleri memnun eden davranışlardır.
Bu dönemdeki çocuk, gördüğü yanlış davranışları, yapanın niyetini ya da amacını düşünmeksizin, sonuçlarına göre değerlendirir. Örneğin, bu dönemdeki çocuktan, bilerek bir bardak kıran çocukla, evde yardımcı olmak için 10 bardak kıran çocuk arasında bir değerlendirme yapması istense, 10 bardak kıran çocuğun daha fazla suçlu olduğunu ve ona göre cezalandırılması gerektiğini söyleyebilir. Çocuk, ancak 8 yaşından itibaren davranışlar ile niyetler arasında bir ilişki kurabilir.
6-9 yaşlarında çocuk, yavaş yavaş kendinden büyüklerin veya kendi yaşıtlarının davranışlarını benimser. Farkında olmadan, taklit ederek, daha önce başkalarından görerek öğrendiği ahlâkî davranışları yapmaya başlar.
Çocuk altı yaşına girince dengesi alt üst olur. Yeni şeyler deneyen çocuk, çevresindekilerle uyuşmakta zorlanır. Altı yaş, bir aşırı uçlar çağıdır. Çocuk, bebeklikle çocukluk arasında gider gelir. Davranışları, tepkileri bir anda değişebilir. Bir bakarsınız, sizi çok sevdiğini söyler, biraz sonra ona sert bir bakışınız üzerine sizden nefret ettiğinden dem vurur. Annesi, onun evreninin merkezi değildir artık. Çocuğunuzun hayatında büyük bir patlama olmuştur. Şimdi kendisi evrenin merkezi olmak ister. Çocuğun bu dönemdeki tutumunu şu cümleyle özetleyebiliriz: “Her şey benim istediğim gibi yapılsın, bakın nasıl güzel geçineceğiz.”
Altı yaş, sınırsız bir enerji yaşıdır. Bu durum, çocuğunuzla aranızda anlaşmazlıklara yol açacaktır. Siz evinizdeki eşyanın, oturulmak için; döşemelerin, üzerinde yürünmek için olduğunu düşünürsünüz. Oysa çocuğunuz için kanepe demek, atıyla kapısına dayanacağı bir kale demek olabilir. Sizin karyolanız nefis bir sıçrama tahtası görevini görebilir. Oyunları gürültülü ve hareketlidir. “Dan! Dan!, vurdum seni, öl bakalım! Teslim ol, eller yukarı!” bu yaşta en sık duyacağınız oyun sözlerindendir. Altı yaşındaki çocuk yerinde duramaz. Otururken bile büyük enerji harcar. Kımıldar, bükülür, uzanır, toparlanır durur. İlginin merkezi olmak ister. Konuşmalarda sözünün ağırlığı olmasına çalışır. İlgi toplamak için de her şeyi abartmaya yönelir. Hiç bilmediği konulara bile karışmaya başlar. Her şeye hevesle başlar ama sonunu getiremez. Örneğin, yemeğinin yarısını bırakır, atletini, gömleğini, hırkasını giyer de külotunu giymeyi düşünmez.
İlkokulun birinci sınıfı, çocuğa yepyeni bir dünyanın kapılarını açar. Az önce enerjisinden, yerinde duramazlığından söz ettiğimiz çocuk, sırasında kıpırdamadan oturmayı, kendisine verilen ödevi yapmayı, konuşmak için elini kaldırıp sırasını beklemeyi öğrenmek zorundadır. Bu kısıtlama özellikle erkek çocuklar için dayanılmaz niteliktedir. Bu yüzden çocukların birinci sınıfa başlamaları, büyüklerin kavrayamayacağı psikolojik baskılara yol açar. Daha önce yuva ve anaokuluna gitmemiş çocuklar için, birinci sınıf genellikle zordur.
Okulda geçen zaman, çocuk için çok uzundur. Derslerin sonunda, hem fiziksel hem de duygusal yorgunluk içinde olan çocuk, eve gelince dinlenmek, gevşemek ve oyalanmak ister. Okuldan gelir gelmez, annesi ondan üstünü başını değiştirmesini isterse çocuk ağlamaya başlayabilir. Çocuğunuzdan bir şey yapmasını veya ders çalışmasını istemeden önce, bir süre nefes almasını, okulun getirdiği gerginlik ve yorgunluğu atmasını sağlayın. Çocuğunuz, okulun oyunla ilgili bölümünü sevecek ama ona “bir yığın gereksiz iş” gibi görünen ödevlerden hiç hoşlanmayacaktır. Yine de okulda öğrendiklerini evde tekrarlayarak gösteriş yapmaktan da hoşlanacaktır. Okulu sevmekle sevmemek arasındaki bocalamaları, öğretmenin o günkü tavrına bağlı olarak değişecektir.
Bu dönemde çocuk ahlâk gelişimi bakımından hâlâ dışa bağımlıdır. Bu dönemin özellikleri ve gelişim ihtiyaçlarının bilinmesi ve karşılanması gerekir. Çocuğun 7 yaşından sonra başlayan ayırt etme özelliği, konuşmanın ilerlemesi, hüküm çıkarmaya başlama gibi özelliklerden faydalanarak hem olumlu modellik etmeye devam etmeli, hem de doğruluk üzerinde düşünmesi sağlanmalıdır. Bu, kendi yaptığı hareketleri düşünmesi ve eleştirmesi istenerek sağlanabilir. Çevredeki modeller değerlendirilerek ahlâk bilinci, duygusu ve davranışı oluşturulabilir. Bu dönem çocuğun kolay etkilendiği bir dönem olduğundan anne baba davranışlarına önem vermeli, doğruluk konusunda sözleri ve davranışlarıyla çocuğa model olmalıdır. Çocuk, bu dönemde kavramları kazanmaya başladığından yanlış ve yalanın anlamını bilir. Bu nedenle çocuğun davranışlarına dikkat ederek onun yalana başvurmasına neden olacak ortamlar oluşturmamaya özen gösterilmelidir. Çocuğa karşı olumlu tutum içinde olmalı, ilgilenmeli, baskı yapmamalı, fakat sınırsız bir hoşgörü içinde de olmamalıdır. Böylece çocuk, sağlıklı bir doğruluk tutumu geliştirebilir.
Bu yaştaki çocuklar alay etmeyi, ad takmayı çok severler. Altı yaşındaki çocuk, kendisiyle alay edildiği veya kendisine hakaret edildiği zaman ne yapması gerektiğini öğrenmelidir. Üstelik bu yaşta rekabet son derece kesin çizgilidir. Çocuğunuz ne oyunda ne de derste yenilgiyi kolay kaldıramaz. Oyunların kurallarını bozar, mızıkçılık yapar. Sonunda iş ağlamaya, tepinmeye kadar varır.
|